Beynimiz Olmadan Yaşayabilir Miyiz?

Beynimiz Olmadan Yaşayabilir Miyiz?

Beynimiz Olmadan Yaşayabilir Miyiz?

Beynimizin %90’ı Olmadan Yaşayabilir Miyiz? Bu soruya hemen hayır dememenizi tavsiye ediyorum. Çünkü konu beyin olunca işler hiç de bizim sandığımız gibi ilerlemiyor. Bu yazımda sizlere beyninin %90’lık bir kısmı olmadan yaşamsal faaliyetlerini sürdüren bir adamın hikayesini anlatacağım.

Beyni Olmayan Adam

Beynimiz Olmadan Yaşayabilir Miyiz?

Yan tarafta gördüğünüz bu görsel 2007 yılında The Lancet’de yayınlanan bir klinik çalışmadan. Görselin konusu ise hayli ilginç!

Yapılan bu çalışmanın temel konusu beyninin bir kısmını kaybeden 44 yaşında Fransız bir adam hakkında. Belki inanmakta güçlük çekebilirsiniz ama hikayemizin kahramanının doktora gitme sebebi ise bu durum ile oldukça alakasız. Hastamız ilk başta sol bacağında ortaya çıkan güçsüzlük şikayeti ile doktora gidiyor. Yapılan taramalar sonucunda ise bu basit vaka oldukça ilginç bir olaya dönüşüyor.

Yapılan taramalarda hastanın kafatasının büyük bir kısmının sadece sıvı ile dolu olduğu ve beyin dokusunun yalnızca dış katmanların ince bir kısmında kaldığı tespit edilmiş. Ayrıca beyin tabakasının içi de oldukça aşınmış bir haldeymiş.

Doktorlara göre hastanın beyni yıllar içerisinde yavaş yavaş tahrip olmuş ve tahrip olan beyin dokusunun yerini ise beyin sıvısı doldurmuş. Bu durumu ise hidrosefali (sıvı birikmesi) olarak açıklıyorlar. Hidrosefali genellikle çocuklarda ve yaklaşık 500 çocuktan 1’inde görülen bir durumdur. Ancak ilerleyen yaşlarda görülmesi de mümkündür. “Sıvı” olarak adlandırdığımız madde ise BOS yani beyin-omurilik sıvısıdır. Temel amacı beyni ve omuriliği korumak olan birçok görevi vardır ve normal şartlarda beyin içerisinde vetriküllerde bulunur.

Ancak hidrosefali işin sadece bir yüzünü açıklama konusunda yeterli kalıyor, aşınma ve beyin dokusunun tahribatı kısmı ise başka bir açıklamaya ihtiyaç duyuyor. Doktorlara göre aşınma bu hastaya çocukluğunda takılan ve 14 yaşında çıkartılan bir stent ile ilişkili.

Peki, Nasıl Yaşıyor?

Asıl konumuza geri dönecek olursak en önemli soru şu ki bu hasta nasıl yaşamını sorunsuzca sürdürdü? Öncelikle hastanın evli, 2 çocuk sahibi bir kamu personeli olduğunu belirtmeliyim. Ayrıca yapılan testlerde IQ’sunun da 75 olduğu tespit edilmiş. Bana sorarsanız işin ilginç olan kısmı da bu aslında. Çünkü doğrusal bir düşünce tarzı ile olaya baktığımızda bu hastanın yaşamsal faaliyetlerinin yanı sıra hiç değilse zihinsel engelli olmasını bekleriz.

Ek olarak bu vaka bilinç üzerine yapılan çalışmaları da derinden etkileyecek bir yapıya sahip.

Her ne kadar tam bir açıklama yapılamasa da görülen o ki nörodejeneratif hastalıkların iyileştirilebileceği fikrini güçlendiren mekanizmalar beynimizde mevcut. Ayrıca beyinsel faaliyetlerde beyin-omurilik sıvısının düşünülenden çok daha etkili bir faktör olduğu bu ve benzeri vakalar sayesinde su götürmez bir gerçektir diyebiliriz.

1 Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir