Düşünen Beyin

Düşünen Beyin

Düşünen Beyin

“Balıklar, sürüngenler, kuşlar gibi canlıların da beyni varken neden insan beyni daha gelişmiştir?”

“Hayvanlarla konuştuğunuzda size cevap verdiklerini düşünebiliyor musunuz?”

 “Ya da bir hayvanın hayal kurduğunu, aşık olduğunu düşünsenize ne kadar garip olurdu değil mi?”

İşte bugün bu sorulara cevap arayıp hayal gücümüzün sınırlarını zorlayacağız. Öncelikle beynimizin işlevinden, neye benzediğinden bahsedeceğiz. Hazırsanız başlayalım.

Beynimiz yapısı bakımından karmaşık bir biçimdedir. Örneğin günlük hayatta da sıklıkla  beynimize benzetilen ceviz, aynı beyin gibi şekil olarak karmaşık bir yapıdadır. Ya da lahana. Kocaman bir lahana hayal edin. Üzerindeki kıvrımları düşünün. O karmaşık görüntüsü sizce de beyni anımsatmıyor mu? Hatta beynimizi bir karnabahara bile benzetebiliriz. Şimdi de bir karnabahar hayal edelim. İç içe girmiş, sanki birbirinden hiç ayrılmayacakmış gibi duruyor değil mi? İşte beyinde böyle bir yapıda. Hayal edemeyeceğimiz kadar karmaşık.

Peki sizce beyin kaç kilodur? İnsan beyni yaklaşık 1,5 kg ağırlığındadır. Beynimiz kafatasının içinde bulunur. Kafatası beyni koruyan bir şekle sahiptir. Beyin, sinir sisteminin faaliyetlerini yönetir. Hayati fonksiyonların yönetiminde rol oynar. Örneğin vücut ısısının, kan basıncının düzenlenmesinde, solunumda vs. görev alır. Beynimiz duygularımızdan ve davranışlarımızdan sorumludur. Düşünmemize, akıl vermemize, hissetmemize, hayal kurmamıza izin verir. Hayvanlarda hayal kursaydı ya da birbirine akıl verseydi sizce nasıl olurdu? Gelin bakalım birlikte düşünelim. Mesela yangın söndüren bir fil. Mahallenizde bir yangın çıktı ve itfaiye yerine bir fil geliyor.  Tünelleri madencilerin yerine köstebeklerin yapması ya da bir binanın inşaatında karıncaların çalışması gerçekten de çok eğlenceli ve  garip olmaz mıydı?

Aslında hayvanlarda da beyin var ama onlar bu gibi çoğu faaliyeti gerçekleştiremiyorlar. Beyin onların hareket etmelerini, duymalarını, görmelerini vs. sağlıyor. Hayvanlar ve insanlar yapısal olarak birbirlerine benziyorlar. Fakat bizi onlardan ayıran en önemli şey ileri düzeyde akıl yürütebilmemiz, problem çözebilme yeteneğimizdir.

beyin ve biyologenç

Beyin anatomik olarak üçe ayrılır: ön beyin, orta beyin ve arka beyin. Ön beyinde üst düzey işlevleri kontrol eden serebral korteksin çeşitli lobları bulunur. Orta ve arka beyin ise daha çok bilinçdışı, otonom işlevler ile ilgilidir. Beyin herhangi başka bir organdan daha fazla olarak insan vücudu tarafından kullanılan enerjinin yüzde yirmisini tüketir. İnsan beyni temel yakıt olarak glukoz kullanır. Kan, beyin bariyerinden dolayı serbest yağ asitleri yakıt olarak kullanılmaz ancak uzun süreli açlık durumunda keton cisimleri kullanılabilir. Örneğin deprem olduğunda enkaz altında kalındığında uzun süreli açlık gözlemlenir. Bu gibi durumlarda beyinde keton cisimleri enerji kaynağı olarak kullanılarak glikoz korunmuş olunur.

Beyinde bulunan nöronlar, insan vücudunda bilgi taşımaktan sorumludur. Elektriksel ve kimyasal sinyaller kullanarak, yaşamın gerekli tüm fonksiyonlarını koordine etmeye yardımcı olur. Beyinde yaklaşık 86 milyar nöron olduğu tahmin ediliyor.

Beynin tarihine baktığımızda ise tam anlamıyla gizemli bir organdır. Araştırdıkça ortaya yeni bilgiler çıkan bir yapıdadır. İnsan beyni kimi zaman çok gelişmiş bir telefon santraline kimi zaman da bilgisayara benzetilmiştir.

Şimdi sizlere BRODMANN ALANINDAN bahsedeceğim. Brodmann alanı insan ve diğer primat beyin hücrelerinin organizasyonu ve histolojik yapısı ile tanımlanan serebral korteksin bölümleridir. Birçok kontrollü olduğunu sandığımız hareketimizin ve bilincimizin kaynağı, beynimizin serebrum isimli lobunun en dış yüzeyinde bulunan, serebral korteks kısmıdır. Korteks “kabuk” demektir. Brodmann alanı, korteks adı verdiğimiz kabuğun farklı kısımlarının hangi işlevleri yerine getirdiğini araştıran ve birçok deney yapan Alman anatomist Korbinian Brodmann tarafından tespit edilmiştir. Brodmann, detaylı çalışmaları sayesinde tam 52 farklı korteks bölgesi tanımlamıştır.

Kim bilir beynimizde hatta vücudumuzda keşfedilmeyi bekleyen neler var. Sizde bunları keşfedenlerden biri olmak istemez miydiniz?

Beynimiz o kadar güçlü bir organ ki yüzlerce bilgiyi depolayan bir yapıdadır. Ezberlediğiniz şarkılar, formüller, dedikodular, yemek tarifleri, randevu saatleri… Aslında bunların hepsini depolayan beynimiz. Peki öğrenme ne zaman başlar ve nasıl öğreniriz? Öğrenme anne karnından başlar. Bu süreç beyindeki nöronların elektrik üretmesi ile gerçekleşir. Yeni şeyler öğrenmek istediğimiz zaman her nöron sinaps adı verilen sinirler arası bağlantılar ile iletişime geçerek büyük oranda enerji üretir. İlk defa karşılaşılan bilgileri öğrenmek zordur. Ancak aynı bilgi ile sonraki karşılaşmalarımız da o kadar zorlanmayız. Mesela okulda her gün yeni bilgiler öğreniyoruz. İlk defa öğrendiğimiz için zorlanıyoruz ama bu bilgilerle tekrardan karşılaştığımızda anlamamız daha kolay oluyor.

beyin

Tabi ki öğrenmek beynimizin sadece belirli bir bölümünde olmuyor. Bütün beyin bu sürece katılıyor. Örneğin Türkiye’de eğitim nerede diye sorduğumuzda tek bir şehir olarak cevap veremeyiz. Çünkü eğitim şehirlerdeki ilçelerden tutun mahallelere kadar her yerdedir. Beyinde de bu süreç bu şekilde ilerler. Beyinde uzun süreli işlevsel değişiklikler yeni şeyler öğrendiğimiz veya yeni bilgileri tekrar ederek kalıcı hale getirdiğimiz zaman meydana gelir. Beynin öğrenme ve değişme kapasitesi beyin esnekliği kavramı ile ifade edilir. Bu kavram deneyimlerin beyindeki sinir yollarını yeniden nasıl düzenlediğini ifade eder. Beyindeki sinir bağlantıları deneyimlerimize veya duyusal tepkiye yanıt olarak yeniden düzenlenebilir. Beyin esnekliği yaşam boyu gerçekleşen bir süreçtir ve birçok beyin hücresi bu sürece katılır. Beyin bireyin ömrü boyunca gelişir ve değişir.

BEYİN ÖLÜMÜ: Genel olarak baş ya da kalp gibi hayati organlara gelen ağır darbeler, yaralanmalar, kan kaybı, oksijensizlik gibi durumlarda gerçekleşir. Beyin ölümünün geliştiği durumda kalp, böbrekler, akciğer ve karaciğer solunum ve ileri yaşam desteği yapılması durumunda kısıtlı bir süre sonra fonksiyon göstermeye devam eder. Ancak bu desteklerin durdurulması durumunda bir süre sonra tüm organ fonksiyonları kaybedilir.

Koma, felç, beyin tümörü, diyabet, travmatik kafa travması, ilaç veya alkol zehirlenmesi gibi altta yatan çeşitli rahatsızlıklar nedeniyle ortaya çıkan, uzun süreli bilinçsizlik durumudur.

Ve yazımı burada sonlandırıyorum. Bu yazıyı yazarken ben de çok şey öğrendim. Ve inanın zevk alarak yazdım. Umarım sizlerde zevk alarak okursunuz.

3 Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir