İbn-i Heysem

İbn-i Heysem

İbn-i Heysem

“İbn-i Heysem deneysel şartların sabit ve eşit aralıklı olarak değişiminden sistematik olarak faydalanan ilk kişidir.” Sözleriyle Matthias Schramm, Brandley Steffens’ın ibn-i Heysem’i anlattığı kitabına verdiği ismin sebebini açıklıyor; İbn-i Heysem: ilk bilim insanı.

965 yılında Basra’da gözlerini dünyaya açan İbn-i Heysem öğrenim hayatına Basra’da başladı. Sonrasında ise Bağdat’ta giderek eğitimine devam etti. Burada matematik, fizik, mühendislik, astronomi ve metalurji gibi pozitif bilimler üzerine bilgisini genişletti. Kısa bir süre sonra İbn-i Heysem yenilikçi bir bilgin olarak tanınmaya başlandı. Yaptığı çalışmalar dilden dile dolaşıyordu. Nitekim başarısı dönemin Mısır Fatimi halifesinin kulağına kadar gitmişti. Heysem bu başarısını, tüm ilimlerin temelinin felsefe olduğuna inancına borçludur diyebiliriz.

Bir dönem vezirlik yapan Heysem, çalışmalarına vakit ayıramadığı için görevinden ayrılmış ve kendisini bilime adamıştır. Özellikle fizik ve matematik üzerine kendisinde oluşan merakın, soruların önüne geçememiştir. Bu sebeple çalışmalarının yönünü fizik ve matematiğe doğru çevirmiştir.

Modern Optiğin Babası

Batı dünyasında Alhazen olarak tanınan İbn-i Heysem ışık ve görme ilişkisini derinlemesine inceledi. Bu ilişkiyi matematik ve geometri kullanarak açıklamaya çalıştı. Görme olayı İbni-i Heysem’e kadar gözün görülecek nesneye yolladığı ışınlarla gerçekleştiğini öne süren Göz Işın Kuramı ile gerçekleştiği kabul edilmişti. Ancak Öklid ve Batlamyus tarafından ortaya atılan bu kuram hatalar içeriyordu ve Heysem’in aklında sorular oluşturmuştu; eğer görme, gözden çıkan ışınlar sayesinde gerçekleşiyorsa neden karanlıkta da göremiyoruz? Güneşe baktığımız zaman gözlerimiz neden kamaşıyor?…

İbn-i Heysem bu sorulara cevap bulabilmek için çalışmalar yaptı. Bu çalışmaları sadece teori üzerinden değil deneyler ile kanıtlayarak açıkladı ve herkesin yapabileceği bir dil ile deneylerini en büyük eseri olan Kitab-ül-Menazir eserine yazdı. Yapmış olduğu bu teknik ile bilgiyi deney ve gözleme dayandırarak bilimin temel ilkelerini oluşturmuştur.

İbn-i Heysem ile Yeni Çağın Başlangıcı

Optik konusuna geri dönersek eğer İbn-i Heysem Göz Işın Kuramını reddederek gözden çıkan ışınlar sayesinde değil nesneden gelen ışınlar sayesinde görme olayının gerçekleştiğini savunmuştur. Bu teorisini ise yapmış olduğu karanlık oda (camera obscura) deneyi ile kanıtlamıştır. Güneşin en yoğun olduğu zamanda çadır ile tamamen karanlık bir oda oluşturdu. Sonra çadırın bir kenarında bir delik açtı ve ışığın sadece açtığı o delikten içeri girdiğini gördü. Tabii sadece ışığın odaya doluşunu değil dışarıdaki nesnenin çadırın içerisine ters bir şekilde yansıdığını da gördü. Yaptığı bu deney ile birlikte yeni bir çağ başladı. Görme olayını açıklayan bu deney ile birlikte İbn-i Heysem, ilk fotoğraf makinelerinin ve teleskobun temel prensibini oluşturdu. Ayrıca görme sürecinin gözde değil beyinde meydana geldiğini de bu süreçte rol alan ilgili organlarla birlikte detaylı çizimleri ile Kitab-ül Menazir eserinde anlattı.

İbn-i Heysem’in açıklamalarına karşı çıkanların yanında çağdaşı olduğu Biruni ve İbni Sina İbn-i Heysem’i destekledi.

Fizikçi, matematikçi ve astronom olan İbn-i Heysem’in başlıca eserlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kitab-ül-Menazir (en meşhur eseri)
  • Kitab-ül-Cami’ fi Usûl-il-Hisab (Matematiğin esasları ve metodolojisi)
  • El-Muhtasar fi İlm-il-Hendese (Öklid geometrisinin inceleme ve eleştirisi)
  • Kitab-ül-Ezlal (Ay ve güneş tutulmaları)
  • Risaletün fi Keyfiyet-ül-Ezlal (Gölgenin meydana gelmesi)
  • Kitabun fi İlm-il-Hendese vel-Hisab (Matematik ve geometri)
  • Kitabun fi Hayat-il-alem (Kainatın düzeni ve sistemi)
  • Risaletün amil-il-Ayni vel-İbsar (Gözün yapısı ve görme olayının incelenmesi)

1038 yılında Mısır-Kahire’de hayata gözlerini yuman modern optik biliminin babası İbn-i Heysem’in sözleriyle noktalayalım yazımızı.

İlmî eserleri inceleyen kimsenin amacı gerçeğin bilgisine ulaşmaksa kendisini o eserdeki fikirlerin hasmı (antitezi) yerine koyup o gözle okumalı ve bütün yönleriyle sorgulayıp eleştirmeli; aynı zamanda kendi görüşünü de eleştirerek müellife karşı hoşgörüsüz davranmamalı. Böyle bir yöntem izleyecek olursa hakikatler apaçık ortaya çıkar…

3 Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir