Mutluluğun Nörobiyolojisi

Mutluluğun Nörobiyolojisi

Mutluluğun Nörobiyolojisi

Dünya üzerinde yaşamış, yaşayan ve yaşayacak herkese neden bu şekilde davrandıklarını sorabilseydik sorduğumuz insan sayısı kadar farklı yanıt alırdık. Nitekim bütün bu yanıtların nedenlerini sormaya devam ettiğimizde verilen yanıtların altında “mutlu olma isteği” olduğunu görürdük. Bu yazıda, davranışlarımızın ve küçük-büyük fark etmeksizin hedeflerimizin başrol oyuncusunun, mutluluğun beynimizdeki karşılığını inceleyeceğiz. Yazım, kapsamı itibarıyla “Bağımlılık: Evrim, Beynimiz ve Psikolojimiz” isimli yazımın devamı niteliğinde olacaktır; o yazımı okumamışsanız önce onu okuyup sonra bu yazımı okumaya devam etmenizi öneririm.

Öncelikle önemli bir ayrımı yapmamız gereklidir:

Haz – Mutluluk Ayrımı

Çikolata gibi sevdiğimiz bir yiyeceği yemek, alışveriş yapmak, sosyal medyada vakit geçirmek gibi eylemler, dopamin salgılanmasına neden olur yani bize haz verir. Haz, bir amaç içermez, bireye sadece anlık bir tatmin duygusu sağlar. Nitekim mutluluk, “amaç” içeren bir kavramdır. Kişinin amacı her ne olursa olsun hepsi, uzun bir vade içerir ve iyi koşullarda hayatta kalmaya katkı sağlamaya yöneliktir.

Bağımlılık, haz nesnelerine aşırı miktarda maruz kalınması yüzünden ortaya çıkan bir hastalıktır. Bağımlı kişinin bünyesi, beyin ödül sisteminde daha önceden salgılanmış olan yoğun dopamini “yeni normali” olarak kabul etmiştir, bu nedenle haz nesnelerine öncekinden daha az, “kararında” kabul edilebilecek miktara maruz kalmayı tatmin edici bulmamaya başlamıştır; bu tatminsizliğin giderilmesi için de bütün bünye, alarma geçer ve kişi, yoksunluk krizine girer. Bu nedenle bağımlı bireyler, bağımlılıklarının şiddetine bağlı olarak hem sosyal hem fiziksel hem de psikolojik sorunlar yaşayabilirler ve mutlu olmazlar. Bize mutluluk veren eylemler, hayatta kalma mücadelemizde bize katkı sağlar, güç verir, işlerimizi kolaylaştırır.

Mutluluğu haz kavramıyla eş tutan ve bu sebeple mutluluğu haz nesnelerinde arayan bireylerde ne yazık ki alkol, tütün gibi doğal bağımlıklar da, sentetik madde deneme arzusu ve bağımlılığı da yaygın bir şekilde görülebilmektedir. Oysaki hepsinden uzak durmalı, onları bir kere bile olsa denemekten kaçınmalıyız; bunların bağımlısı olmuşsak da hemen, hiç vakit kaybetmeden bir profesyonele başvurmalıyız. Mutlu olma arzusuyla bilinçsizce hareket etmek, hayatımızın her alanında bize zorluk, keder ve pişmanlık getirebilmektedir. Bu sebeple bir davranışta bulunmadan önce o davranışın öncesinde ve sonrasında neler olacağını, bunların artı ve eksilerini iyi düşünmemiz gerekmektedir; bunu hayatımızın her alanında bir alışkanlık hâline getirmemiz faydamıza olacaktır.

Mutluluğun Kimyası

Mutluluk hissi, dört temel beyin salgısıyla sağlanır, bunlar oksitosin, serotonin, endorfin ve dopamindir.

Mutluluğun

Oksitosin, kişinin daha çok güvende hissettiği, partnerine ya da çocuğuna bağlandığı, ailesiyle veya arkadaşlarıyla vakit geçirdiği sıralarda salgılanmaktadır; örneğin çiçeği burnunda bir anne, çocuğunu doğurduğu ve emzirdiği sırada annenin beyni, kendisini adeta “oksitosin bombardımanı”na tutar. Yeni doğan çocuk, dört yanı adeta duvarlarla kaplı, besin derdi çekmediği, sıcak bir yerden soğuk, yabancı ve “boşlukta” olan bir yere çıkar ve ilk kaygısı da o esnada oluşur. Bu kaygı, çocuk bir yere yaslandığında, karnı doyurulduğunda ve sıcak hissettiği bir yere geldiği zaman ortadan kalkar; ilk olarak onu kim emzirirse, kimin kucağına yaslanırsa, kimin kokusunu alırsa ona bağlanır. Anne figürü üzerinden içine doğduğumuz ülkeyi, kültürü, gelenekleri; kendimizi güvende hissettiğimiz her yeri; muhafazakârlık gibi ideolojileri oksitosin bağlamında değerlendirebiliriz.

Serotonin, uyku-uyanıklık durumumuzdan kemik sağlığımıza, duygularımız ve iyi oluş durumumuz üzerinden ruh hâlimizden sindirim sistemimize kadar geniş bir yelpazede etkili olan bir hormon ve nörotransmitterdir. Eksikliği sonucu kişide çökkün duygudurum, kaygılı olma hâli, takıntılılık, panik atak gibi durumlar görülebilir ve psikiyatrik tanı konmuş kişilere serotonin içeren ilaçlar, yani antidepresanlar verilir. Prozac, bu kategoriye giren popüler bir ilaçtır. Nitekim bu ilaçlar, sadece ve sadece doktor kontrolünde, doktorun onayıyla ve takibinde alınmalıdır. Serotonin azlığı kadar çokluğu da kişi için zararlıdır, kişide pek çok işlev bozukluğuna yol açabilmektedir. Bu gibi nedenlerle mutluluğun sağlanabilmesi için serotonin, az ya da çok değil normal olarak kabul edilen seviyelerde olmalıdır.

Endorfin, kelime anlamı olarak “doğal ağrı kesici” anlamınına gelmektedir, vücudumuzda ağrı hissettiğimiz dokuların ağrısını azaltmaya yöneliktir. Ağrı hissinin azalması, hayatta kalma mücadelesinde güvende hissetme ve dolayısıyla mutluluk için önemli bir durumdur ki güldüğümüzde veya kahkaha attığımızda endorfin salınımı tetiklenmekte ve ağrı hissetme eşiğimiz yükselmektedir. Yürüyüş, egzersiz, yüzme, spor gibi uğraşlar, endorfin salınımını oldukça tetiklerler ve bizi sağlıklı ve mutlu kılarlar.

Dopamin, haz hissini oluştursa, tek başına mutluluk vermese de mutluluk verici eylemler için bir teşvik unsuru olabilir. Nitekim dopamin salınımı, süre ve miktar açısından aşırıya kaçmadığı ve bağlamına göre olduğu takdirde faydalıdır. Kişi, prefrontal korteksi aracılığıyla kendisi için iyi olacak bir plan yaparsa ve bu planını gerçekleştirirse “tamamlamış olma hissi”nin verebileceği haz, kişiyi bu yönde başka planlar yapmaya sevk edebilir ve dopamin, mutluluk sürecine böyle bir katkıda bulunabilir.

Örnek olarak derslerinde başarılı olmak isteyen bir gencin dönem bitene kadar video oyunlarından uzak kalması, ancak dönemi başarıyla bitirmesi şartıyla oyunlara başlama girişimini verebiliriz. Burada bir haz nesnesi, doğrudan kullanılmamış ve bu sayede mutluluk planlarını engellememiş; mutluluk ile bağdaştırılan bir çabalama sürecinin başarıya kavuşması koşuluyla idealleştirilmiş, dolaylı olarak kullanılmıştır. Bunun sonucunda planların başarıya kavuşması için harcanacak çabanın kendisi, haz nesnesi hâline getirilmiştir.

Prefrontal Korteks ve Mutluluk

Prefrontal korteks, diğer canlılar arasında en çok bizde gelişmiş; bize önemli potansiyeller kazandırmıştır. Örneğin bir kedi için on sene sonra neler olacağı önemli değildir veya bir aslan, avını belirli saatler arasında yakalamayı hesap etmez. Yahut bir kurt, nüfus planlaması diye bir şey bilmez de, ona göre hareket etmez de. Nitekim biz, her şeyi hesaplarız; kaydederiz ve yaptığımız hesaplar ve kayıtlarla geleceğe dair planlar oluştururuz, hayaller kurarız çünkü ölüm gerçeğinin farkında olan tek canlı türü bizizdir. Planlarımızın başarıyla hayata geçmesi, hayallerimizin gerçekleşmesi; bizde her an her saniye bulunan bilinçdışı ölüm kaygısına dair kazandığımız zaferlerdir. Kaçınılmaz olduğunu bildiğimiz bu olguyla savaşmak, onu erteletecek ya da onunla olan mücadelemizi kolaylaştıracaktır ve bu, bizde iyi bir etki oluşturacaktır.

Mutluluğun

Dolayısıyla mutluluğun yalnızca insana özgü bir kavram olduğunu ve bunun kökeninde insanın ölümün farkında olan tek canlı olmasından bahsetmek yanlış olmayacaktır. Yine de insan, yanılabilen ve bundan kaynaklı olarak büyük sıkıntılar çeken de bir canlıdır. Bu yüzden potansiyelimizin hakkını vermeli, bilinçli olmalı ve bunun sonucunda mutluluğa erişebilmeliyiz.

Kaynakça / Sayfa 2

Görüş ve önerileriniz için iletişime geçebilirsiniz.

1 Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir