Pandemi, Tehlike Algımız ve Psikolojimiz

Pandemi, Tehlike Algımız ve Psikolojimiz

Pandemi, Tehlike Algımız ve Psikolojimiz

2020, kuşkusuz hepimiz için çok farklı bir yıl oldu. Bir sene önce bugünlerde birisi, “gelecek sene herkes maske takmak zorunda kalacak, elini bir yere dokunur dokunmaz dezenfekte edecek,  eğitim ve bütün iletişim seçenekleri sadece internet üzerine indirgenecek” deseydi, muhtemelen o kişiye gülüp geçer, gerçekleşme ihtimalini bir an bile düşünmeyip günlük rutinimize devam ederdik. Buna karşın Mart ayıyla başlayan pandemi süreci, hayattaki bütün planlarımızı, beklentilerimizi, günlük rutinimizi altüst etti.

Kendimizi ve sevdiklerimizi korumak için elimizden gelen bütün önlemleri alır, bütün olasılıkları düşünür hâle geldik. “Onu yaptım mı, şunu temizledim mi, kaç saniye temizlemem gerekirdi?” gibi soruları durmadan soruyor musunuz? Peki ya “Öksürüyorum, acaba Koronavirüs’e mi yakalandım? Yakalandıysam anneme-babama, eşime, çocuğuma bulaştırır mıyım?” gibi sorular? Bu soruları sorabileceğiniz ve tedbirinizi alabileceğiniz gibi bu ve benzeri soruları hiç sormayabilir ve gereken tedbirleri almayabilirsiniz. Bu gibi soruları bize sorduran, gerektiğini düşündüğümüz önlemleri bize aldıran, bizi “harekete geçiren” durumlar nelerdir, birlikte bakalım.

Pandemi ve Tehlike Algısı

Tehlike, beynimiz tarafından algılanır ve vücudumuzu hayatta kalmamız için “kırmızı alarm” durumuna getirir. Tehdit olarak algıladığımız durumlarla karşılaştığımızda beynimizin duygu merkezi olan amigdala bölgesi harekete geçip hormon sistemlerini kontrol eden hipotalamusu uyarır, hipotalamus da adrenal bezleri uyararak stres hormonu olan kortizolü salgılatır, bunun sonucunda ya bulunduğumuz ortamdan kaçma, ya tehlikeyle mücadele etme ya da olduğumuz yerde donakalma stratejilerinden birini uygularız. Bu duruma sempatik sistem denir.

Kortizolün salgılanmasıyla birlikte kan akışımız kalp, beyin gibi daha hayati organlara gider; kalp atışlarımız ve özellikle kaslarımıza giden kan akışımız hızlanır, beyin daha aktif çalışır ve bunların sonucunda içinde bulunduğumuz tehlikeyi ortadan kaldırmak için yeterli gücümüz olur. Bu süreçte açlık, susuzluk, uykusuzluk, konfor gibi durumlar aklımıza gelmez bile. Tehlike oluşturan durumları ortadan kaldırdıktan sonra kan akışı daha dengeli hâle gelir ve açlık, uykusuzluk, yorgunluk, acı hissi gibi durumları tekrar algılamaya başlarız, buna da parasempatik sistem denir. Vücut, artık dinlen-sindir moduna geçmiştir. Bu iki sistem, irademiz ve farkındalığımız dışında olduğu için birlikte “otonom sinir sistemi” şeklinde adlandırılır.

Koronavirüse karşı aldığımız tedbirler ve bu tedbirlerin boyutu, tehlike algımızdan kaynaklıdır. Gereken önlemleri aldıktan sonra hayatımıza kaldığı yerden devam ederiz. Buna karşın bazı insanların tedbir almada eksik kaldığını, hatta bazılarınınsa ortada hiçbir tehlike olmadığına inandığını ve hiçbir tedbir almadığını görürüz. Daha önce benzeri görülmemiş, daha gereken tedavi yöntemlerinin bilinmediği, yayılma hızının oldukça fazla olduğu bu büyük tehlikenin varlığına karşı insanlar, neden böyle davranıyorlar? Onlarda tehlike algısı yok mu? Bu soruların yanıtlarına dört kilit kavramı anlamaya çalışarak ulaşmaya çalışalım.

Tip I ve Tip II Hatalar

Tip I hata, aslında gerçekte var olmayan bir durumu varmış gibi kabul etme hatasıyken Tip II hata, gerçekte var olan bir durumu yokmuş gibi kabul etme hatasıdır. Aslında hastalık riski olmayıp yine de varmış gibi tetikte olan, harekete geçen kişilerin Tip I hata yaptığını, hastalık riski olduğu hâlde yokmuş gibi davranan, harekete geçmeyen kişilerin de Tip II hataya düştüğünü söyleyebiliriz. Tip II hata yapanlar, can kaybı gibi büyük kayıplar yaşayabilme olasılığına sahipken Tip I hata yapanlar, Tip II hata yapanlar kadar büyük bir kayıp yaşamazlar, risk altında olmazlar, genellikle sadece vakit kaybederler. Atalarımız, binlerce yıldır bu hataları ve sonuçlarını tecrübe etmişler ve ortaya, “kaygı” adı verilen durum çıkmıştır. 

Kaygı, Korku ve Bunların Kişiyi Nasıl Etkiledikleri

Kaygı veya anksiyete, bir tehlikenin yaklaşmakta olduğu endişesiyle harekete geçen bir duygudur, özellikle Tip II hataya düşmememiz için ortaya çıkar. Korku ise yaklaşan tehdidin farkına varılmasıyla harekete geçen bir duygudur. Her iki duygu da sempatik sistemi tetikler. Koronavirüs’ün varlığı ve yol açtıkları, çoğumuzda yeteri kadar korku ve kaygı oluştursa da virüsün gözle görülemeyecek kadar küçük olması, sonuçlarının herkes için kötü olabilme ihtimaline karşın “nasıl olsa atlatırım/bana bir şey olmaz” düşünceleri ve bu düşüncelerin herkesin bugüne kadar maruz kaldığı ve tecrübe ettiği durumların farklı olmasından kaynaklanması; kişilerin tehlike algılarını, bu tehlike algılarının yol açtığı korku ve kaygı duygularının şiddetlerini ve alınan tedbirleri birbirinden farklı kılmaktadır. Algılarımız ve üzerimizde oluşturduğu sonuçlar farklı olsa da insan; telkinlere uyan, tecrübeleri dikkate alan bir canlıdır, özellikle söz konusu sağlıksa. Bunlara rağmen eksik tedbir alan veya hiçbir tedbir almayan kişilerin Tip II hataya düştüğü, buna sebep olan durumların başında boşvermişlik ve hiçbir bilimsel dayanağa sahip olmayan komplo teorilerine inanma eğilimi olduğu söylenebilir. Bu ihtimallerin dışında tedbir almada eksiklik gösteren bu kişiler; kendilerinin ve diğer insanların güvenliğini umursamama, dürtüsellik ve eylemlerinin sonuçlarını düşünememe, yasal gerekliliklere karşı gelme gibi maddelerle tanımlanan psikolojik bozukluklara da sahip olabilirler.

Sinirbilim Bu İşe Ne Diyor?

İnsan beyni, üç temel bölüme ayrılır, bunlar neokorteks, limbik sistem ve beyin sapıdır. Neokorteks, farkındalığımızın ve irademizin bulunduğu bölgeyken limbik sistem ve beyin sapı, farkındalığımızın ve irademizin dışındadır. Sinirbilimsel bakış açısına göre korkunun beyin tarafından algılanması ve kaydedilmesi, direkt olarak duygu merkezi olan amigdala, limbik sistem ve beyin sapıyla ilgilidir. Korku uyarısı, sürüngen gibi daha ilkel canlılarda da bulunan beyin sapı bölümüyle algılanır ve algılanan korku, memeliler gibi daha gelişmiş canlılarda olan limbik sistemle, özellikle bu sistem içindeki amigdala ve hipokampüs bölgeleri tarafından kaydedilir.

Amigdala, korkunun yaşattığı hisleri kaydederken korkuya sebep olan varlığın ne olduğu, o sırada o varlığın ve korkuyu yaşayan canlının neler yaptığı hipokampüs ile kaydedilir ve aynı uyaranla daha sonra tekrar karşılaşan canlı, ona karşı ne yapması gerektiğini bilinçsizce hatırlayıp sempatik sistemini harekete geçirir ve stratejilerini ona göre belirler.

İnsan ve insana yakın canlılarda bulunan ancak açık ara farkla en çok insanda gelişmiş olan neokorteks bölümünün prefrontal korteks kısmı, adeta “insanı insan yapan yer”dir. Karar verme mekanizmalarımız, entelektüel bilişlerimiz, konuşmamız, hayata dair anlamlandırmalarımız bu beyin bölgesiyle sağlanır. Geleceğe dair planlarımızı, düşüncelerimizi de bu beyin bölümüyle gerçekleştiririz.

Tip I ve özellikle Tip II hatalardan kaçışımızı ve bunun için oluşturduğumuz stratejileri, dolayısıyla kaygılarımızı da prefrontal korteks ile ilişkilendirebiliriz.

Prefrontal kortekste geleceğe dair tehdit olarak değerlendirilen durumlar, amigdalaya iletilir ve tehlike algısı meydana gelir. Kaygı ve bilişsel işlevler arasındaki ilişkinin doğru orantılı olduğunu gösteren çalışmalar da söz konusudur. Dolayısıyla sıkı tedbir alan, her ihtimali göz önünde bulunduran kişilerin daha az tedbir alan kişilere kıyasla daha yüksek farkındalığa ve prefrontal korteks işlevlerinde daha yüksek niteliğe sahip olduklarından bahsedebiliriz. “Ben böyleyim, değişmem” bir bahane değildir, beynimiz esnek bir yapıya sahiptir ve değişebilir, istersek kendimizi daha iyi yönde değiştirebiliriz; konu hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz sitemizdeki “Beynimiz Plastik Mi?” başlıklı yazıyı okumanızı öneririm.

Her ne kadar tehlike algılarımız ve onların psikolojimiz üzerindeki etkileri farklı olsa da tedbirlere sıkıca uymak elimizdedir. Kaygılarınız, günlük işlerinizi yapmanıza engel olacak kadar fazlaysa muhakkak profesyonel psikolojik destek alınız. Tedbir almıyorsanız ve “bana bir şey olmaz” diyorsanız demeyin; uzmanların ve virüsle bizzat savaşan kimselerin söylediklerini dikkate alarak kendinizin ve sevdiklerinizin sağlığını, sağlık çalışanlarımızı ve onların sevdiklerini; hastalığı olup da pandemi sürecinden ötürü tedavi alamayanları, çalışmak zorunda olduğu gerekçesiyle dışarı çıkmak zorunda kalanları düşünüp tedbir alınız. Maske, mesafe ve temizlik koşullarına taviz vermeden uyalım, bugünleri hep birlikte atlatalım.

Görüş ve önerileriniz için..


Kaynakça

American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (DSM-5®). American Psychiatric Pub.

Carlson, N. R. (2005). Foundations of physiological psychology. Pearson Education New Zealand.

Cervone, D., & Pervin, L. A. (2015). Personality: Theory and research. John Wiley & Sons.

Karakaş, S (2017). Prof. Dr. Sirel Karakaş Psikoloji Sözlüğü: Bilgisayar Programı ve Veritabanı (www.psikolojisozlugu.com).

Ogden, J. (2012). Health Psychology: A Textbook. McGraw-Hill Education (UK).

Uzbay, T. (2019). Cehalet Bilimi: Küresel Zekâ Algınızı Nasıl Yönetiyor? Destek Yayınları.

8 Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir