Parkinson Hastalığı

Parkinson Hastalığı

Parkinson Hastalığı

                                                         

Parkinson Nedir?

Parkinson’s hastalığı büyük çoğunlukla yaşlıları etkileyen ikinci en meşhur ilerlemeli nörodejeneratif bozukluktur. Orta beyinin subtantia nigra bölümünde ki patofizyolojik kayıpların veya dopaminerjiklerin dejenerasyonu ve sinirsel Lewy cisminin gelişmesi sonucunda oluşur. Parkinson hastalığına benzer daha birçok farklı hastalık keşfedilmiştir. Son zamanlarda da Türkiye’de de ismi çokça geçen MSA hastalığı parkinson hastalığına benzer özellikler taşımaktadır. Yaklaşık bir milyon Amerikalının parkinson hastalığına sahip olduğu biliniyor ve bu sayı her yıl 60,000 artmakta. Dünya genelinde ise 7-10 milyon hastanın olduğu düşünülmektedir. 65 yaş ve üstü bireylerde bu oranın Amerika Birleşik Devletlerinde %1.6 olduğu belirtilmiş. Afro-Amerikan ve Asya kökenli Amerikalıların daha az etkilendiği de rapor edilmiş. ABD’de yüksek oranda Parkinson hastalığı ise Midwest/Great gölü çevresinde ve Kuzeydoğu deniz kıyısında görülmüş bu bölgedeki çevresel toksinlerin fazlalığı hastalığın etiolojik sebeplerle de olabileceğini belirtiyor.

Parkinson ’s Hastalığının Patofizyolojisi

Yukarıda da bahsedildiği gibi PH’nin patolojik tanımı substantia nigra da dopamin üreten nöronların kaybı ya da dejenerasyonu ve Lewy cisimciğinin gelişmesidir. Dopamin üreticilerindeki seçici kayıp motor kontrollerinde belirgin eşitsizliklerin oluşmasına sebep oluyor.

Son çalışmalar gösteriyor ki çevresel stres ve yaşlanma başlı başına nöropatolojiyi tetikliyor. Özellikle pestisitler gibi çevresel toksinlere maruz kalma, uyuşturucular ve yaş alma stresi beyinde düşük düzeyde kronik inflamasyona sebep oluyor. Zamana bağlı olarak bu inflamasyon beyin nöronlarında aşırı yaşlandırıyor. pH semptomları oluşmaya başladıkça beyindeki birçok nöron gitmiş oluyor ve hastalık her geçen gün ilerleyerek devam ediyor.

Aynı zamanda Merkezi sinir sisteminin proteinlerini kodlayan genetik mutasyonlarda nöronal ölümde rol alıyor. Özellikle alfa-synuclein anormalleşiyor ve kendini kümeliyor. Bu kümeleşmiş çözünmez alfa-synucleinler yukarıda belirttiğimiz hastalığa sebep olan lewy cisimciklerinin yapı taşları oluyor. Ek olarak anormal proteinleri yok etmek için sistemler de bozuluyor.

Bazı araştırmacılar Braak ve ekibinin hipotezlerini PH’ nin patofizyolojik ilerlemesini açıklamakta kullanıyorlar. “çift vuruş” isimli hipotez bilinmeyen bir pathojenin(muhtemelen virüs) koklama(burun) yoluyla beyne girdiğini savunur. Parkinson hastalarının sık sık koklama eksiklikleri bilinen bir gerçektir. Veya nasal hücre sıvılarının yutulması patojenleri yine vücuda alıyor olabilir. Bu hipotezin patolojk destekleri bağırsak yapılarında, vagus sinirinde ve beyin yapısındaki lewy cisimciklerinin tanımlanmasından gelir.

Parkinsonun Risk Faktörleri ve Tanısı

Daha önce de belirtildiği gibi yaş en büyük risklerden biri. 50-60 yaş arası en büyük risk grubu olarak seçilmiş. Diğer iki risk faktörü yaştan daha önemsiz olsa da büyük önem arz etmekte bunlar aile geçmişi (genetik bağ) ve çevresel toksinler(pestisitler). Bir çok farklı risk faktörü de belirtilmiş fakat bunlar için sağlam bilimsel kanıt pek bulunmamakta. Yine de belirtmekte fayda var bunlar; kuyu suyu kullanımı, fazla süt tüketimi, aşırı vücut kütlesi, hidrokarbon içerikli çözücülere maruz kalma(petrol gibi), kırsal bölgede yaşam, tarım ve ziraat işleri, bakıra maruz kalma, mangan ve kurşuna maruz kalma, diyetle birlikte yüksek demir alımı, anemi geçmişi ve fazla okumak.

Klinik PH tanısı, dinlenme halinde oluşan sarsıntı ve titreme, istemsiz kasıntılar ve sertlik, postürde oluşan stabilsizlikler ve istemli hareketlerin aşırı derecede yavaşlaması(bradykinesia) gibi belirtilerin görünmesinin ardından düşünülebilir. Eğer hastanın semptomları daha kötüye gidiyor ve levodopa isimli ilaç terapisine olumlu yanıt veriyorsa PH tanısı konur.

Daha farklı tanılar daha zorlayıcı ve yanıltıcı olabiliyor çünkü klasik PH semptomları( titreme ve sertlik) başka nörodejeneratif hastalıkları işaret ediyor da olabilir. Dikkatli aile geçmişi ve fiziksel inceleme bazı ilaçlarla birleştirilerek bir sonuca ulaşılmaya çalışılır.

Medikal Terapiler

Medikal terapiler PH’nin tedavisinin yapı taşını oluşturuyor. Bunlar ilaçlı ve ilaçsız tedavi olarak iki farklı grupta incelenebilir. İlaçsız tedavilere örnek vermek gerekirse; egzersiz, eğitim, destek grup konuşmaları ve düzenli beslenme sayılabilir. Terapi yaklaşımları hastanın yaşına, hastalık seviyesine, semptomlara ve fayda/risk oranına göre belirlenir. Fiziksel terapinin, PH dan dolayı oluşan sertlik, kasıntı ve postür bozukluğuna iyi geldiği söyleniyor. Bu sebeple fiziksel terapi ilk sıralarda düşünülüyor. Fakat her hastalıkta olduğu gibi PH de de ilaçla müdahale edilebiliyor. Bu ilaç gruplarını genel olarak şöyle listeleyebiliriz: Dopamin grubu, Antikolinerjikler, enjekte edilebilir dopamin agonistleri, Monoamin oksidaz inhibitörleri, N-methy-D-aspartat inhibitörleri.

Bütün bu terapiler hastanın yaşam kalitesini artırsa ve semptomlarda azalma gösterse bile hiçbiri tam olarak hastalığın tedavisi değildir. Yeni araştırılan deneysel yöntemler umut ışığı olmaya devam etse de kesin bir tedavi henüz yoktur. Bir sonraki yazımda güncel, deneysel ve cerrahi tedavi yöntemlerini anlatıyor olacağım. Bilim ile kalmaya devam edin zira parkinson gibi zor bir hastalığı yenecek olan ondan başkası değildir.

KAYNAKÇA

Görüş ve önerileriniz için

5 Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir